Aşınmalar

En güzel doğasal aşınma görüntülerini ABD’de Büyük kanyonda, Sahrada görebilrsiniz. Doğanın milyonlarca yıllık oyunu marifetlerini sunar sizlere. Aşınma evrimin doğal bir sonucumu? Doğadaki aşınmalar hep gizliyi, hep geçmişi açığa çıkarır. Hiç ummadığınız bir anda, bu aşınmalar, milyonlarca yıl önce tanrılara kurban edilmiş çocuk iskeletlerini hunharca işlenmiş toplu katliamların şuçlarının izlerini ortaya çıkarırılar. Aşınmalar maskelenmiş herşeyi ortaya çıkarır. Doğa cömerttir ve bu nedenle acımasızdır.
Birde başka aşınmalar vardır. Doğanın hediyesimi yoksa kendine cezasımı pek de belli olmayan ürünü, insandaki aşınmalar. İnsanın fizyolojik aşınması aslında hergün hücrelerinde ölen ve yeniden yapılan yapıtaşlarında hep yaşanır. İlk hücrenin oluşmasından itibaren ölen hücre sayıları yenilenen hücre sayılarından hep bir fazladır. yıllar içinde ölen hücreler yenilenenlere giderek baskın hale gelirler ve vücudun her noktasında aşınmalar oluşur.
Bu aşınmalar büyük kanyondaki aşınmalara çok benzer. yüzlerdeki çizgilerle vadideki çizgiler kesişirler.
Ancak asıl endişe verici aşınmalar insanın ruhsal yapısındaki aşınmalardır. Ruhsal aşınmalar gözle görülmez, hissedilir. Açığa çıktığında hangi sonuçları doğuracağı hesap edilemez. Mevlana’nın söylediği “ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol” sözü bu aşınmayı teşhirde kullanılan en güzel sözdür.
İnsan ruhundaki tüm aşınmaları suçlayamazsınız. Ruhsal aşınmaya amade olanlar birde direnenler vardır. Ruhsal aşınma iyi insan, iyi ahlak iyi erdem kavramlarının olumsuzlanmasıdır. İyide iyi insan, iyi ahlak, iyi erdem kavramları nedir? insanlığın kendine sorduğu ve hala cevaplayamadığı bu soru benim sözcükleriminde yetişemeceği bir ulu boşluk..
İnsanda ki tek yakalanan ruhsal aşınma ise hal hareket davranış düşünüş ve yaşayış biçiminin bir öncekinden gözle görünür biçimde değişmesidir. Bu aşınma bazen kişiyi ileriye taşıyan bir biçime bürünürken, bazen kişiyi geriye götürebilir. Kahramanınız ve örnek şeçtiğiniz bir kişide eski ölçülerin aşındığını gördüğünüzde yıkılırsınız. Ne olmuştur da böyle olmuştur.
Ruhsal aşınmaların en kötüsü bence vefasızlıktır. Çünkü vefasızlık tüm değerlerin terkedilmesi ve aniden oluşan bir çökme aşıntışıdır. Blok olarak bir çöküş. Ve bu çökmenin tozu dumanı dağıldığında sırıtan hiçlik duygusunun karanlığı.
Kişi olarak dileğim ruhsal anlamda her türlü aşıntıyı yaşayayım, ama bunu asla.
En güzel dostum Okiş’e

İşte Okiş ve Ben tam kaçamaktayız.
Köyüm Armutlu’da en güzel dostum Okan namı diğer Okiş’i hatırladım birden. Benim güzel dostum, belki insanların en yalın düşüneni. Okan benim kardeşim, çünkü o beni çok seviyor. Okan tıbbi litratürde Down Sendromu denilen bir sorunla karşı karşı karşıya kalmış. Kendisinin önemli sorunları ve güçlükleri var. Ancak bu sorunları sevgiyle aşmış. Ona herkesin sevgisi var, annesi, babası, komşuları, caddeden geçen herkesin. Çünkü o herkese sevgi dağıtıyor.
Her köye tatile gittiğimde köyde belkide beni ilk karşılayan hep o olur. Bu kadar sevgiyle söylenen “kardeşim benim” sözünü belki hiç biriniz işitmememişsinizdir. Ama ben hep Okiş’den bunu işittim. Oraya gititğimde yanımdan ayrılmaz, hep sandalyesi benim yanımdadır. Küçük ve sessiz sözcüklerle benimle oldukça derin muhabbetlere dalar. Benden talepleri basittir. Benim olmadığımda hep camiye gider. Ben geldiğimde ise bir tek rakı atmak en önemli kaçamağıdır. Hatta önce mutlaka camiye gider, dönüşte ben evet dersem gizlice masanın altından rakısını yudumlar. Babası Ahmet’in bana bir şey söylemeyeceğini çok iyi bilir.
Okan dürüstlüktür. Okan sevgidir. Okan yalınlıktır. Okan insanlık ve kardeşliktir.
sevdam

taş duvar, dipsiz kör kuyular
elvan damla gülüşlerine sığınıyorum.
sesim eriyor duvarlarda,
gözlerim karanlığı delsede güneş ışımıyor yine.
renksiz yeşil yosunlar umudum.
çaresizce düşmüş kollarım,
boşuna çabası beynimin,
kısır döngü tek düşündüğüm.
ilkelce göz kırpıyor duygular,
kayboluyor sonra alaylı
tek başına.
ve korkusuzum.
tek sevdam…
tarihin dönen çıkrığı
çekiyor onu
çekiyor..
yokluğa
Armutlu’da Kiraz Mevsimi

Kiraz meyvesi bildiğim en güzel meyvelerden biridir. Meyvesi bir yana, baharda çiçeklendiğinde ağaçların en güzeli olur. Doğduğum yer Armutlu ve çevresi bu meyveyi yetiştirmeye oldukça uygun toprak ve iklim koşullarına sahiptir. Kemelpaşa, Salihli, Bağyurdu ve diğer küçük dağ köylerinde önemli bir tarım ürünü olarak yerini almıştır. Çocukluğumda hatırlarım kiraz asıl Kemalpaşa ilçesinde yetişirdi. Mayıs’ın 2. haftası Kiraz Bayramı kutlanırdı. Bir kayanın üstünde elimde çam dalı ile çekilmiş bir fotoğraf o bayramlardan elimde kalan tek belge gibi. İki kirazı aynı sapla kulaklarımıza takardık.
Ama ne oldu? Kemalpaşa’daki Kiraz Bayramları neden bitti? Aslında yanıtı kolay; çevre felaketi . Tüm verimli ova, sanayiye kurban edildi. Nif dağlarından buz gibi doğan Nif çayı asit çayına dönüştü. Ovaya kurulan yüzlerce fabrika (Pepsi. CokoCola ) azgınca yeraltı sondajları çaktılar ve metrelerce derinden yer altı sularını çektiler çektiler. Su azalınca daha derine gittiler. Köylülerin taban suyu dediği 10 yıl önceye kadar 5-6 metrede erişilen suya artık erişilemiyordu.. Kirazlıklar kurudu, kirletme makinası sanayi denetimsizce kirazlıklıkları satın aldı. Kemalpaşa’da Kiraz Bayramları bitti ama, İlçenin simgesi olarak hala acemice yapılmış estetikten yoksun koca bir kiraz heykeli ilçenin girişinde tüm olan bitenleri karikatürize edercesine duruyor.
Kemalpaşa nasıl eskiden kirazlıklar ünlüyse aslında Armutlu’da da üzüm bağlarımız ünlüydü. Yine hatırlarım dedemin içinden çıkmadığı, ot bitirmediği ,yere yatmış asmaların olduğu bağımızdan 40 ton yaş üzüm aldığımızı. Armutlu’ya da sanayi girdi ancak biraz daha insaflı bir giriş oldu.
Ancak köylülerimin dediği gibi bir kez taban suyu kaçmıştı. Ama Armutlu ovası Kemalpaşa ovası kadar tahrip olmamıştı. Armutlu’da bağlar söküldü kiraza geçildi. İhracatın göreli artması ile kazanç biraz olsun yükseldi.
Şimdi Armutluda kiraz mevsimi, İstanbulda 10 milyona yediğimiz kirazları toptancılar tarladan 3-4 milyona topluyorlarmış.. Nasıl bir sömürü ama..
Belkide yeğenlerim bahçeden topladıkları gerçek iyi kirazlardan kargo ile gönderirlerde tadını kokusunu hatırlarız. Kemelpaşa kiraz bayramlarını da..
bezden bebeğe
gel otur yanıma,
oyun yok artık.
otur yanıma,
ürkek bakışlarını
bırak.
sen büyüdün.
ellerin minik değil,
paramparçadır.
gözlerin benimkine benzemez.
istersen,
çok istersen
bezden bir bebek yapalım.
oturup ör,
dingin saçlarını.
kalbini ne yapacağız?
ya kırılan kalbini,
batırdığımız
iğnelerle.
ya gözlerini
nasıl öpeceğiz
kanayan gözlerini.
yinede cesurmusun..
ya dudaklarını
ne yapacağız
konuşmayan,
ya bizi hiç duymayan
kulaklarını..
gel otur yanıma
oyun yok artık…
İstanbul 2007
Armutlu’da Düğün

Doğduğum yer Armutlu’da düğünler çok güzel olur. Hala dayanışma ve imecenin bu kadar doğal işlediğini gördüğünüzde şaşırırsınız. Kız evi ayrı oğlan evi ayrı misafirlerini ağırlar. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz gibi kız evinin yemeklerinin pişirildiği mekanı izliyorsunuz. Bu mekan benim ablamın kızı yani yeğenim Ayşe’nin düğününde mandalin ağaçlarının altında pişirilen düğün yemeği. Önde duran mangal ise eskiden evlerde kullanılan cinsten. Yakılır , tüm zehirli gazları bittikten sonra odaya getirilir ve bol köpüklü kokulu kahveler onda yapılırdı.
Armutlu’da düğünlerde çok çeşitli yemekler pişirilir. Bağ yaprağında sarma, etli nohut, şehriye çorbası, keşkek, irmik helva en önemli yemeklerdir. Bunlar olmazsa olmaz. Köyün düğün yemeğinde ünlü kadın aşçıları hiç bir ücret pazarlığı yapmadan gelirler ve pişirirler. Hiç bir istekleri olmaz, sadece işleri ciddiyetle yaparlar. Yemeği gelen misafirlere adilce paylaştırılar. Elleri bir terazi gibidir. Resimdeki pişirici Melahat abla, yeğenimin halası yanda ise acemice kepçe sallayan eşim Gönül. Armutlu’da düğün hala bir törendir. İlkel toplumlardaki kutsamanın izlerini bulabilrsiniz. Yine söylüyorüm. Doğduğum yer ne güzel…
gece

gecenin suskun dinginliğinde
ağaçlarla danseden rüzgar,
hüzün dokuyor yüzüme,
çisem çisem kış yağmurları,
kimsesizliğimin yalnızlığı…
dur.
sende gitme,
geceden de sessiz,
ayak uçlarında,
beni
terketme..
Çorlu 1982
bencilce

gönlünce ne yapmak isterdin bugün,
özlemlerin hangi doruğa ulaştı bencilce.
heveslerin düğümlenirken boğazında
gözlerin aç ve yangın mavisi
bir sıcak soba bir demli çayı
çok mu görüyorsun?
yırtık postallarda uyuşmuşsa ayakların
toprak kokan yaz yağmurlarında
yalınayak dolaşmayı
çok mu görüyorsun?
uzaklara dalmışsa gözlerin buğulu
savrulmayı sonbahar yapraklarınca sarı, sarı
hasretliğin sonu yollarda
uçmayı göçmen kuşlarca sürü, sürü
çok mu görüyorsun?
1985 Zeytinburnu
Doğduğum yer Armutlu’ya GEarht’den bakış

Doğduğum yer Armutlu’ya Google Earht’den bir baktım. Ne kadar güzel..
Kötü günde, iyi günde

Ülkemizde futbolda ünlü bir tezahurat vardır “iyi günde de, kötü günde de sonuna kadar..lıyız (kendim Beşiktaş’lı olduğumdan Beşiktaşlıyız diye düzeltiyorum)” diye. İyi ve kötü önemli bir karşıtlık içerir, nasıl oluyorda ikisi beraber yaşanabiliyor? Yoksa burada savunma mekanizmaları istenç dışı çalışarak kurgu mu yaratıyor. Bir aldatmanın önüne kendimizce set mi çekiyoruz?
Takımıyla platonik bir aşka girmiş fanatik bir taraftarın bunu söylemesi belki kolaydır. Ya insanların, dostların kendi aralarındaki iyi kötü zamanlarda durum nereye gidiyor? Herhalde bu o kadar kolay değil. Dostlukların sahtemi, gerçekmi olduğu rivayete göre bu durumda ortaya çıkarmış? Atalarımız bu konuda olumsuzluk yaşandığnda olumsuzluğu yaratan tarafı “iyi gün dostu” diye nitelerler.
Ancak aslında çok ince bir çizgide yüründüğü bellidir. Bir dostunuzla, dostluğunuz uçuruma yuvarlandığında önce şaşırır üzülürsünüz. Yinede son anda uçurum kenarında onun elinden yakalamış gibi yapar beklersiniz. Beklermisiniz? Durum nereye gidecek diye.. O şimdi ne yapıyor, oda üzgün mü gerçekten, eskiye dönüş için yeni bir ışık var mı diye.. Aslında artık herşey hassaslaşmıştır. Görürsünüz ki uçuruma yuvarlanan dostluğun boşlukları harekete geçer. Dostunuzunda yeni arayışları yavaş yavaş filizlenir, bunu hissedersiniz. Karşıdan gözlemlersiniz. Belki herşey yavaş yavaş olur ama olur..En kötüsüde budur. Çünkü bekleme,, ihanete uğrama psikozuna doğru yönelir. İyi günde, kötü günde psikozuna..Çünkü dostunuzla çok şeyler paylaşmışsınızdır, hiç kimsenin bilmediği. İşte gerçek kopuş başlar. Artık olan olmuştur. İyi günde kötü günde diye bir şey yoktur.
Sadece iyi yalnızlık kötü yalnızlık vardır artık…


