arta kalan zamanda…

Fotoğraf: Mustafa Yağcı “Hiç Kimse” 17 Mayıs 2008 Karaköy
“arta kalan zamanlar nedir derseniz… “hepimize başkalarından, işimizden, nefret ettiklerimizden, ilgisiz kaldıklarımızdan, hatta en büyük aşkla sevdiklerimizden dahi geriye kalan zamanı anlatır.”
“Arya her insanın içindeki ötekinin en egoist dostudur.” Böyle diyor Ertuğrul Özkök aryalarla ilgili hazırladığı müzik cd önsözünde.
Ertuğrul Özkök dünya görüşüne, ideolojik yaklaşımına kesinlikle katılmadığım bir insan. Özellikle de bizim kuşaklar kendi kuşaklarından solcu bu tür çarkedenlere daha da “duygusal tepki” ile yaklaşırlar. Bu aslında hiçde eksik bir tepki değildir. 68 den bile daha acı deneyimlerle tarumar olmuş bir kuşağın temsilcileri ödenen bedeller yanında, oluşan bu saf değiştirmelerini hiç hazmedemezler.
Ancak Ertuğrul Özkök’ün bu yaptığı cd de çok şey buldum. Birçok olumlu şey buldum. Ne olursa olsun sol ideoloji derin etkiler bırakır insanda, dönsede… Bu politik ifadelerle belki itiraf edilemez.
Ama Ertuğrul Özkök bu çalışmada yazdıkları ile beni çok etkiledi. Politik olarak itiraf edemediklerini, aryaların o muhteşem vurgularının kanatları altına girerek ve özeleştirilerini kişisel imgelere indirgeyerek çok güzel başarmış.
Burjuvazi sınıf mücadelesinin kendi iç dinamikleri ile geliştiği toplumlarda yıkmaya yeltendiği feodalizme karşı devrimci bir sınıftı. Ve değerleri buna göre ete kemiğe bürünmüştü. Adalet, eşitlik, özgürlük.
Ne yazık ki ülkemizde bu böyle olmadı. Sınıflar savaşında bu temel ilkelerle ete kemiğe bürünmüş ve feodolizme karşı devrim için kendini yakmış bir burjuvazi oluşmadı ve onun demokratik devrimi yaşanmadı. Dolayısıyle Osmanlı dönemi bir sınıflar savaşımı mücadelesi yerine, asker bürokratik jakoben kadroların üstten aşağılara nükseden modernite girişimlerine tanık oldu.
Kaderin cilvesi bu jakobenizme bayrak açan Demokrat Parti zihniyeti ile umutlanan burjuvazi, daha büyük bir hayal kırıklığı ile o kendi asil değerlerinin yanından bile geçmeyen bir gericilikle bir başka yola geçti. Bu yol aslında karşı çıktıkları jakoben düzenin nimetleri ile ve devlet eliyle kendi gerici sistemlerini oluşturmak oldu.
Ama işte Ertuğrul Özkök’ün o gerçekten ince arya duyarlılığının kültürü bu burjuvazide oluşmadı. Ve ülkemizde kapitalist sistem gelegele Kaşımpaşadan yetişen bir imam hatiplinin sözünün dinlenilir olduğu noktaya geldi.
Ertuğrul Özkök’ün yaptığı bu çözümlemeler ve özeleştirileri, modern burjuva değerlerini elinin tersi ile iten belkide bu ülkede burjuvazinin en önemli temsilcilerinden Vehbi Koç’un yıllar önce “bu ülkede nufüs planlaması gerekir ” sözleriyle alay edercesine 9 çocuklu babaya plaket veren ve onunla aynı sistemi daha bir gaddarca savunan bir başbakanla ne denli uyuşuyor o bilinmez…
Ertuğrul seçimini kapitalist sistemden yana yaptı. Acaba aryalarda gösterdiği bu içsel duygu içtenlik ve özeleştiriyi sistem için neden yapamaz. Bu adamlar, benimde takdir ettiğim burjuvazinin gerçekten engin birikiminin bile içine tükürenleri nasıl içine sindirir. Öve öve bitiremediği aryaların dokuduğu o burjuva aristokrasi ile alay eden bu görgüsüzleri, hala Avrupa Birliğine girmek adına demokratik olabilecekleri yönündeki hayallerle nasıl savunur.
Tarih sınıflar savaşı tarihidir. Ama sınıflar gerçekten varsa. Adalet eşitlik özgürlük demek bir yana, bu ülkeyi 60 yıldır yöneten ancak gelinen noktada “bu dönmüş” gerçek burjuva aristokratımız Ertuğrul beyin ince arya kültürünü fırsat bulsa ayaklar altına alacak “ABD’nin neoconları ile aynı mecrada, yön tutan İslami muhafazakar orta sınıf görgüsüzlüğü” onu rahatsız etmiyor mu?
En az o cd de ilk arya için yazdıkları gibi “Ölmüş Çoçuklar Şarkısındaki gibi” O hayatını kurtaran şarkının o ince meledosine saygı için. Bu kabalığa nasıl katlanıyor. Bu artık ellerinde kalmış son burjuva değerlerinin ayaklar altına alınmasına nasıl izin veriyor.
Özeleştiri ve hesaplaşmada kişisel günah çıkardığınızda herşey bitti mi ? Kimi kurtardınız kendinizi mi? Tarih size bahşişinizi verecektir.









